Eğitim sistemleri bireyin bilgi, duygu, tutum ve davranış gibi tüm özelliklerinin gelişimini hedeflemekle birlikte, eğitim programları bilişsel becerilere yoğunlaşmıştır.

                                    Gününün büyük bir kısmını okulda geçiren, aile ilişkileri anne babaların yüklü iş temposu ve büyük kentte yaşamanın getirdiği güçlüklerle oldukça kısıtlanmış olan öğrencilerin, giderek itildiği yalnızlık ve sevgisizlik ortamında sapkın ilişkiler, şiddete yatkınlık, çetelere katılma, uyuşturucu kullanımı, çocuk denecek yaşta istenmeyen gebelikler ve benzeri sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Bu durum günümüz toplumlarında okulun işlevinin sorgulanmasına yol açmıştır. Oysa bilgi çağı toplumunda başarı kavramı değişmiştir. Artık bilmek başarılı olmak demek, değildir. Bilgi isteyen herkesin rahatlıkla ulaşabildiği bir değerdir. Dolayısıyla iş gücü tanımı da değişmiştir. Pek çok şirketin iş ilanlarında, alanında uzman olmak istenmekle birlikte yeterli görülmemektedir. Bunun yanı sıra sürekli kendini yenileyebilen, insan ilişkilerinde başarılı, kendini motive edebilen, girişimci, sorun çözme gibi pek çok duygusal zeki yeterliliklerine sahip bireyler aranmaktadır. Bu özellikler bireyin duygusal zekasının geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Öyleyse nedir duygusal zeka, temel özellikleri nelerdir, eğitimdeki rolü neden önemlidir? sorularının cevaplanması gerekmektedir.                    

          İnsanların yaşamın zorluklarının üstesinden gelmelerinde IQ’ nın etkisi olmasına rağmen tek başına yeterli olmadığı saptanmıştır (Erginsoy, 2002). Okulların ve giriş sınavlarının IQ’ya ne kadar önem verdiği ortadayken, IQ’ nun tek başına iş dünyasında ya da hayattaki başarı düzeyini açıklamakta bu denli yetersiz kalması şaşırtıcıdır. Duygusal zeka kavramının gelişmesi, hayatta kimin başarılı olacağını öngörmeye çalışan akılcı düşünme konusundaki geleneksel ölçümlerin bu ihtiyaçlara cevap verememelerine dayanır. Goleman’a (1996) göre yapılan araştırmalar IQ’nun hayattaki başarıyı belirleyen faktörlerin sadece %20’sine katkısı olduğunu göstermiştir. Bu görüş, IQ’nun üstünlüğüne inanan araştırmacıların ulaştığı sonuçlarla uyumludur. Demek oluyor ki, tek başına IQ çalışma hayatında kimin başarılı olup kimin başarısızlığa uğrayacağını belirleyememektedir. Yüksek IQ’lu kişilerin işlerinde kesinlikle başarılı olacaklarını düşünmek büyük bir yanlıştır. Sosyal yaşamda yüksek IQ’lu birisi başarısız olurken, normal IQ’lu biri başarılı olabilmektedir (Bülbüloğlu,2001; Erginsoy, 2002; Seligman, 1998; Goleman, 1996). IQ ve duygusal zekii birbirlerine karşıt değil, birbirlerini tamamlayan yeterliliklerdir.

                        Modem çağın hızlı ve yorucu yaşamında insanlar karmaşık ilişkiler içinde kendilerini bulmakta ve duygularını, sorunlarını ifade etmekte pek çok sıkıntı ile karşılaşmaktadırlar. Bu denli yoğun bir tempoda bireylerin mutluluğu ancak ruhsal ve duygusal anlamda doyumla sağlanabilecektir. Duygusal zeka kavramının altındaki temel varsayım, başarının ve mutluluğun IQ olarak tanımlanan zekanın ötesinde başka şeylere bağlı olduğudur. Duyguları dikkate almak, duyguları ifade etmedeki açıklık ve başkalarının duygularını doğru analiz edebilmek, bireyleri daha fazla güvenilir ve değişime daha açık bireyler yapacaktır. Burada duygusal zekanın önemini savunan tez, duyarlılık, kişilik ve ahlaki güdüler arasındaki bağlantıya dayanır. Ahlaklı olma veya moral değerlere sahip olma, kişilik sahibi olma gibi özelliklerin temelinde duygusal zeka yetenek ve becerilerinin olduğunu göstermektedir. İçinde bulunduğu topluma ve onun sorunlarına duyarlı, sorumluluk sahibi, güvenilen ve başkalarına güvenebilen, sorunlarının çözümünde olumlu enerji yayan, sabırlı, hoşgörülü, tutarlı, kararlı, azimli bireyler, duygusal zeka seviyesi yüksek olan kişiler olarak tanımlanırlar. Bu süreçte duygusal zeka yeterliliklerinin bilişsel yeterliliklerle sinerji oluşturduğu görülmektedir. Üstün performans gösterenler her ikisine de sahiptirler. İş ne kadar karmaşık ise duygusal zeka o kadar önem kazanır.

         Küreselleşme ve bilgi patlamasına bağlı olarak toplumsal süreçler ve değer yargılarındaki hızlı değişim ve farklı ahlaki anlayış ve yaşam biçimlerinin oluşması, şiddetin okullara kadar yaygınlaşması, kendine ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşan bireylerin artması, eğitimcileri ve eğitim sistemini ağır ithamların altında bırakmaktadır. Öğretmenler pek çok iletişim kanalının etkisi altındaki yeni öğrenci tipinin sorunlarına geleneksel eğitim anlayışı ile çözüm bulmakta zorlanmaktadır. Artık okulların sadece akademik eğitim yuvası rolü yetersiz kalmaktadır. Geleneksel okullar, yalnız akademik başarıya önem vererek insanların diğer doğal yeteneklerini daraltmaktadırlar; duygulardan soyutlanmış yüzeysel yaşantılarla yetindiği için kalıcı ve köklü davranış değişiklikleri sağlayamamaktadırlar ve öğrenciler için bir yarışma ortamı haline gelerek öğrencilerin çoğunda yetersizlik duyguları yarattığı gibi karşılıklı güven ve dayanışma duygularını da yok etmektedir. Çağdaş eğitim sistemleri bireyin zihinsel,  bedensel, sosyal ve duygusal yönden bir bütün olarak gelişimini hedefleyen ilkeleri benimsemiş olmalarına karşın henüz bu ilkeyi uygulamalara yansıtamamış bulunmaktadırlar. Tüm bunlar da göstermektedir ki, insan zihninin gelişiminin ancak ona bağımsızlık sağlayıcı bir duygusal gelişimin dikkate alındığı eğitimle birlikte olduğu henüz yeterince kavranamamıştır (Kılıççı,1992). Tüm bu sorunlar karşısında duygusal zeka  geleneksel öğretim ve öğretim tasarımının eksikliklerinin üstesinden gelmeyi deneyen, duygu ve öğretim alanında yeni bir yaklaşım olarak kendini göstermektedir ve her gün biraz daha artarak eğitim sistemine akmaktadır. Böylece sosyal ve duygusal yönden gelişen ve duygusal zeka yeterliliklerine sahip bir birey yaşamda daha mutlu olacak, hem de çevresindeki insanlara mutluluk getirecektir (duygusalzeka.8m.com,2005). Duygusal zekanın öğrenme ve tecrübe ile geliştirilebilir olması eğitimcileri bu konuya yoğunlaştırmıştır. Ülkemiz şartlarında duygusal zeka eğitiminin gerekliliği aşağıdaki gerekçelerle açıklanabilir(Tuyan ve Beceren, 2005 );

      Duygusal zeka becerilerinin öğretimi kısmen de olsa, gizli müfredat içerisinde yer almaktadır (Ültanır,1997). Ancak daha önce de ifade edildiği gibi, okullarda zihinsel beceriler ön plana alınarak, gizli müfredat dikkatlerden kaçmıştır. Bunun yanı sıra duygusal becerilerin eğitiminin daha zor olması, yoğun emek istemesi ve nasıl öğretileceğinin bilinmemesi eğitimciler tarafından zamanla ihmal edilmesine neden olmuştur (Bacanlt, 1999). Goleman’ın (1996) duygusal zeka konusundaki çok ilgi gören kitabı eğitim alanında yapılan araştırmalardan örnekler vermektedir. Goleman (1996) bu konuda duygusal okuryazarlık adı altında şu öneriyi getirmektedir; duygusal zeka dersleri bütün derslerin içerisine yayılabilir ve/veya programda yer olduğu takdirde ayrıca okutulabilir. Goleman (1996) duygusal zeka eğitiminin hangi yaş ve gruplar üzerinde uygulanması sorusuna ise değişik araştırmaları destek göstererek okul öncesinde bebeklerin eğitiminden başlayarak tüm yaşlarda verilmesinin sistematik olarak vurguyu da arttıracağı görüşündedir. Ancak, duygusal zeka eğitiminin verileceği yaş grubunun özelliklerine göre programın hazırlanmasını, gelişmesine göre ayarlanması ve değişik yaşlarda, çocuğun değişen anlayışına ve karşılaştığı zorluklara da uyacak biçimlerde tekrar edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Organizasyonlarda duygu ve öğrenmeyi araştıran Hopfı ve Linstead (1997) çocukların nasıl öğrendiğ; “konusunda yapılan araştırmaların önemini belirtir ve çocukların sadece içeriği öğrenmediğini, aynı zamanda çalışmalarına nasıl değer verileceğini, akranlarıyla nasıl ilişki kuracaklarını, öğretmenlerine ve arkadaşlarına nasıl duygular besleyeceğini öğrendiğini savunur. Bu da başarılı öğrenme ve başarılı performansın rasyonel ve duygusal gelişiminden kaynaklandığını gösterir (Akt; Seligman, 1998). Literatürde yaygın olarak yer alan pek çok araştırma bireylerin duygusal zeka yeterliliklerine sahip olmalarının önemini vurgulamakta ve eğitimde duygusal zekanın geliştirilmesi gereği kabul edilmektedir. Eğitimde duygusal zekaya iki noktadan hareketle bakmak gerekmektedir. Birincisi öğrencilere bu yeterlilikleri nasıl kazandırabiliriz?, diğeri ise eğitim süreçlerinde duygusal zeka yeterliliklerinden nasıl yararlanabiliriz?

                Bireyde duygusal zekanın geliştirilmek üzere eğitim programlarının aile eğitimi, okul öncesi eğitim, ilk ve ortaöğretim ve yetişkin eğitimi kademelerinin tamamının bu anlayışla yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir Bununla birlikte öğrencilerin öğrenmeleri için gerekli ortamların hazırlanmasında duygusal zeka yeterliliklerini temel alan ilişkilere ihtiyaç vardır. Duygusal zeka yeterliliklerinin geliştirilmesine genel anlamda bakıldığında;

• Öğrencilerin kişiliklerinin geliştirilmesinde duygusal zekanın önemi göz ardı edilmemeli ve tüm eğitim kademeleri ve özellikle okulöncesi dönemde özenle programlarda yer almalıdır.

• Ruhsal anlamda sağlıklı bir toplum için çocuk sahibi olmak isteyenlere anne-baba eğitimi zorunlu hale getirilmelidir.

• Öğretmenlerin duygusal zekaya sahip olması uyumlu, saydam, istikrarlı bir yaklaşım ve işbirliği sağlar. Bu nedenle öğretmen yetiştiren kurumlar öğretmen adaylarının duygusal zekalarını geliştiren kurumlar olmalıdır.

• Okullarda yönetici, çalışma ve öğretmenler duygusal zeka değer ve tutumlarını benimseyen bireylerden oluşmaktadır.

• Okul programlarında Öğretim içinde duygusal ve sosyal becerilerin kazandırılmasına yer verildiği gibi, ders dışında da bu etkinlikleri geliştiren programlar hazırlanmalıdır (Örneğin, öğrenci sabah okuluna geldiğinde ilk on dakika içten selamlaşma ve belki sabah sütünün birlikte içilmesi gibi…).

• Duygusal zeka yeterliliklerinin eğitim programlarına yansıtılmasında doğru ve etkili bir yol kullanılabilmesi için kullanılacak uygun yöntem, ortam, strateji ve tekniklerin geliştirilmesi ve yeni öğretim tasarımlarının oluşturulmasını sağlayacak bilimsel çalışmaların artırılması gerekmektedir.

Duygusal zeka geleneksel öğretim ve öğretim tasarımının eksikliklerinin üstesinden gelmeyi deneyen, duygu ve öğretim alanında yeni bir yaklaşım olarak kendini göstermektedir ve her gün biraz daha artarak eğitim sistemine akmaktadır. Böylece sosyal ve duygusal yönden gelişen ve duygusal zeka yeterliliklerine sahip bir birey yaşamda daha mutlu olacak, hem de çevresindeki insanlara mutluluk getirecektir (duygusalzeka.8m.com,2005). Duygusal zekanın öğrenme ve tecrübe ile geliştirilebilir olması eğitimcileri bu konuya yoğunlaştırılmıştır. Ülkemiz şartlarında duygusal zeka eğitiminin gerekliliği aşağıdaki gerekçelerle açıklanabilir(Tuyan ve Beceren, 2005 ); 286 Demet SOMUNCUOGLU

• Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler yeni yetişen neslin seçeneklerini artırmakta ve doğru kararlar alabilmeleri konusunda önlerine çok sayıda alternatifler sunmaktadır.

• Yeni nesil, gelişen ve değişen değer yargılan, milli ve manevi değerler konusundaki yozlaşma, aile içi çatışma, aile baskısı, artan boşanma oranlan gibi sebepler sonucunda bir kimlik arayışına girmiştir.

• Üniversite seçme sınavının içerigi okul müfredatıyla örtüşmemekte ve sınav öwencilerin psikolojik açıdan gUçlU olmasını gerektiren zorlu bir hazırlık süreci gerektirmektedir.

 • Gittikçe zorlaşan hayat şartlan (ailevi sorunlar, işsizlik, ekonomik sorunlar, v.b.) ve  çeşitli nedenlerden kaynaklanan kimlik arayışları karşısında hazırlıklı olamayan yeni nesil okullarda gittikçe yaygınlaşmakta olan alkol, sigara ve uyuşturucu bağımlılığı, çeşitli davranış bozukluklan ve intihar eğilimleri, değişik ideolojilere körü körüne saplanma ve kendini adama, okula devamsızlık, derse ilgisizlik, şiddet gibi bir takım farklı olumsuz eğilimler göstermektedirler.

                            Sınıf içinde pek çok problemle karşılaşan öğretmenlerin bu problemlerini çözebilmeleri ve sorun olabilecek durumları önceden belirleyerek çözebilmeleri, öğretim yöntemlerini ve öğretmen öğrenci etkileşimini daha başarılı bir şekilde kullanabilmeleri duygusal zeka yeterliliklerine sahip olmalarıyla mümkündür. Dolayısıyla bu amaçla öncelikle öğretmenlerin duygusal okuryazar olmaları sağlanmalı ki, öğrencilere hem örnek olabilsin, hem de olumlu öğrenme ortamlarını oluşturabilsin. Öğrencilerin duygusal zeka yeterliliklerinin geliştirilmesinde, yeni öğrenme yaklaşımları benimsenmelidir.

                   Sonuç olarak duygusal zeka  kavramı genellikle duygularının kontrolünde olmak değil, duygularını akıl ve mantık ile en iyi şekilde yönetebilmek ve ilişkilerini daha başarılı hale getirebilmektir. Duygusal zeka yeterliliklerinin neler olduğu konusunda çeşitli uzmanların önerdikleri modeller bulunmaktadır.

Author

Write A Comment