Alice:” lütfen söyler misin bana, buradan ne yana gidebilirim?””

Cheshire kedisi: ” bu, gitmek istediğin yere bağlı”” 

 Alice: “neresi olursa olsun, önemi yok” 

Cheshire kedisi: “o zaman hangi yol olduğunun da bir önemi yok.”

Alice sözünü açıklamak amacıyla, “yeter ki bir yere varayım” diye ekledi.

Cheshire kedisi: “tabii ki varırsın”” dedi  “yürümekten yılmazsan, bir yere varırsın elbet.”

Alice, bu doğruya karşı çıkılamayacağını sezdi, başka bir soru denedi: “buralarda nasıl insanlar oturuyor?””

Cheshire kedisi sağ patisiyle bir yuvarlak çizerek, “şurada”” dedi, “”bir şapkacı oturur” , “şurada da”,” öbür patisini salladı, “bir mart tavşanı. Hangisine istersen git, ikisi de delidir.”

“Ben deliler arasında ne yapayım?” dedi Alice.

Cheshire kedisi: “başka çaren yok ki” dedi , “hepimiz deliyiz burada. Ben deliyim. Sen delisin.””

Alice: “benim deli olduğumu nereden çıkarıyorsun?”

Cheshire kedisi : “mutlaka delisindir” ” dedi “ “yoksa burada ne işin var?”

Her şey elindeki saate bakıp hızlı hızlı yürüyen tuhaf giyimli bir tavşanla başladı. Tavşanın peşine takılan Alice, bir anda kendini fizik kurallarının çok da geçerli olmadığı garip bir dünyada buldu. Yediği ya da içtiği her şey kızcağızı ya küçücük yapıyor ya da dev gibi büyütüyordu. Kendi gözyaşlarından oluşan kocaman bir denizde boğulmaktan güç bela kurtulup, komik bir çay partisine katılan Alice’i daha bir sürü acayip macera bekliyordu.

Alice’in merakla tavşan deliğinden bakması ve ardından hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o düşüş, insanın kendini birdenbire soruların, sorgulamaların, paradoksun ve kavramların “çöküş”ünün ortasında bulması; bir anda zırhsız ve zeminsiz, çırılçıplak kalıvermesidir aslında.Bunun tedirginliğiyle aydınlanmanın baş döndürücülüğünü aynı anda yaşaması ve kendini bambaşka bir dünyada, kilitlerin-şifrelerin çözüldüğü Matrix’te (Latincede “rahim” demektir, yani “yeniden doğuş”) buluvermesidir.

Lewis Carroll’un bir amacı vardı; kalıplar ve kurallarla çevrili insanı, dünyanın dışına çıkarıp özgürleştirmek. İnsanlarda merak uyandırıp akla gelebilecek her şeyle ilgili soru sormalarını ve çok iyi bildiklerini sandıkları kavramları (iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, hızlı-yavaş vb.) sorgulamalarını sağlamak. Carroll’un, “hayat” dediğimiz balonda, sonsuzluğa açtığı bir delikti “Alice Harikalar Diyarında”. Bir çocuk kitabı olmaktan çok öte, felsefi bir metin diyebileceğimiz ve dünyada, üniversitelerin özellikle matematik ve felsefe bölümlerinde okutulan bir baş yapıttır. 

Alice, Harikalar Diyarı’na inerek aklın, mantığın, matematiğin ve felsefenin derinliklerinde dolaştı. Lewis Carroll mahlaslı Oxford’lu matematikçi, papaz ve fotoğrafçı Charles Lutwidge Dodgson’nun çalıştığı okulun dekanının küçük kızı Alice Liddell için yazdığı “Alice Harikalar Diyarında” kitabıyla  tam da amaçladığı buydu; okuyanların tavşan deliğinden düşüp gerçeğin sınırlarından çıkarak  olasılığa,  saçmaya ve  hayale geçebilmesiydi…

Ne diyordu Morpheus, Neo’ ya: “Bu senin son şansın. Artık geri dönüş yok. Mavi hapı alırsan hikâye sona erer. Yatağında uyanırsın ve inanmak istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan ‘harikalar diyarı’ nda kalırsın. Ben de ‘tavşan deliği’ nin gittiği yerleri gösteririm… Unutma, sana vaat ettiğim tek şey gerçek, daha fazlası değil…”

Her şey merakla başladı…

 

Author

Write A Comment