DEĞERLER EĞİTİMİ
DEĞERLER PRENSİBİ

“İnsanın dünü ile yarını asla aynı olmaz. Değişkenlikten başka hiçbir şey daimî değildir.”
Mary Shelley (Frankenstein)
Tarihsel süreç içinde toplumsal yaşamı etkileyen önemli olaylar var olsa da toplumun sahip olduğu statik ve dinamik yapı toplumun değişimlere uyumlanarak sürekliliğini sağlamaktadır. Statik yapı toplumun uzun süredir sahip olduğu unsurlarını ve köklerini temsil ederken, dinamik yapı ise toplumun sürekli olarak gelişen, değişime ve dönüşüme açık yönlerini ifade eder. Bu yapıların varlığı önemli olup toplum bu yapılar sayesinde hem geçmişten gelen değerlerini korur hem de yeni koşullara, ihtiyaçlara cevap verebilecek esnekliği ve adaptasyonu sağlar.
Toplumu üretme aracı olan aile aynı zamanda soy devamlılığını sağlayarak kültürün ortaya çıkmasına yardım eder. Çünkü aile içine doğan çocuk toplumsal ilişkiler için gerekli olan bilgileri öğrenerek büyür. Bu da toplumun devamı için ailenin sürekliliğinin önemini gösterir. Bu yüzen aile kurmak aile olmak toplum içinde desteklenen bir durumdur. Toplumsal alan içinde gelişen inanç ve hukuk sistemleri de bu yapıyı destekleyerek güvence altına alınmasına yardım eder. Toplumsal alanın dinamikleri içinde yer alan inanç sistemi toplumsal hayatı ve sosyal normları düzenlemek için varken, ekonomik sistem toplumsal hayatın yanında aile bağlarını, sosyal sınıfları ve ekonomik ilişkileri belirlemek için vardır. Diğer bir dinamik olan siyaset alanı da toplumu değiştiren etkisiyle toplum içinde yerini almaktadır. Tüm dinamiklerin etkisi altında kaçınılmaz olan toplumsal değişimin kontrol edilebilir olması önemlidir ve bu değişimin eğitim aracılığı ile yapılması istenmektedir. Çünkü eğitim hem toplumu yeniden üretir hem de onda kontrollü değişimi mümkün kılar. Bir toplumun ekonomik sistemi, hukuk sistemi bozulup uzlaşmayabilir ama eğitim sistemi bozulursa ve uzlaşma olmazsa toplumu yeniden üretmek mümkün olmamaktadır. O yüzden insanları ortak bir uzlaşıda eğitmek toplumsal yapıyı ayakta tutar.
Doğayı açıklarken kullanılan yöntem ve teknikler insan davranışı ve düşüncelerini açıklama konusunda objektif olmamaktadır. Çünkü insanın karmaşık doğası deneysel veya gözlemsel yöntemlerle tam olarak kavranmayacak kadar çeşitlidir. Bu durum eğitimde bilimsel bilginin nesnelliği ile öğrencilerin kişisel değerlerinin dengelenmesini gerektirir ki eğitimdeki pozitivist yaklaşım bu dengenin sağlanması ile kullanılmasında esnek değildir. Çünkü sistem eleştirel düşünme, bilimsel bilginin anlaşılması ve öğrenilmesi gibi mantıksal yaklaşımları kazandırırken değişen toplumsal, kültürel ve bireysel ihtiyaçlara yanıt verme konusunda gerekeni yapmakta zorlanmaktadır. Özellikle pozitivist eğitim yaklaşımı bilimsel bilgi ve nesnel gerçekliğe vurgu yaparak kişisel değerlerin ve öznelliklerin göz ardı edilmesine sebep olmuştur. Ekonomik sistemin sağladığı şartlar içinde teknolojideki ilerlemeler iletişimi arttırarak sınırları şeffaflaştırmış olsa da pozitivist eğitim sisteminin etkisi altında kalan değerler kavramı istenilen ilerlemeyi gösterememiştir.
Ülkemizde 1950-1960 yılları arasında uygulanan kalkınma politikası ile başlayan şehirleşme, kentleşme hareketi kırsal kesimden şehirlere vasıfsız insanların gelmesi ile toplumsal bir değişimi başlatmış, gelen insanların toplumsal olarak değiştiği varsayılmıştır. 1970’lere kadar pozitif bilgi ve düşünceyi aktaran bir yer olarak algılanan okullarda toplumsal değerlerin ihmal edildiği fark edilmiştir. Ülkemizde 1980’lerde askeri darbeden dolayı yaşanan kırılma ile birlikte 90’lı yıllarda başlayan muhafazakarlaşmanın da etkisiyle değerler konusu tekrar gündeme gelerek eğitim sistemi içine adapte edilmeye çalışılmıştır. Bu konu eğitim programının içine örtük bir şekilde alınarak değerler eğitim programının bir parçası yapılmıştır.
Toplumsal gelişimin temelinde özne olan insanın varlıksal gelişimi bütünseldir. Bilişsel becerileri kadar duyuşsal ve duygusal becerileri de bu sürecin önemli bir parçasını oluşturur. Toplum içinde bireyin, duygularını anlama ve ifade etme, empati kurma, ilişki kurma ve problemleri çözme gibi becerileri; bilgiyi anlama ve akademik başarıyı elde etme sürecinden daha fazlasıdır. Çünkü bu beceriler, kişinin diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmasını, işbirliği yapmasını ve toplumsal normlara uyum sağlamasını sağlar. Değerler eğitimi bu becerilerin kazandırılmasında önemli bir role sahiptir.
Değerler eğitimini toplumsal hayattaki karşılığı ile yaşamadığımızda çocuğun dünyası alt üst olmaktadır. Günlük hayat içinde çocuğu değerler ile karşılaştırmak ve yaşatmak önemlidir. Değerler eğitimi, bireyin duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimini destekleyen önemli bir unsurdur. Toplumsal yaşamın karmaşıklığında, bireyin değerleri anlama, ifade etme ve bu değerlere uygun davranma becerileri, sadece bilgiye dayalı akademik başarıdan önemlidir. Değerler eğitimi, bireyin toplumsal hayattaki rolünü ve ilişkilerini şekillendirirken, toplumun kabul ettiği normlara uyum sağlamasına da yardımcı olur. Ancak, değerler evrenseldir ve her zaman değişen toplumsal değer yargılarına tabidir. Bu nedenle, günlük hayatta çocuğun değerlerle karşılaşması ve bu değerleri yaşaması, onun sağlıklı bir şekilde topluma entegre olmasını sağlar. Değerler eğitimi, bireyin yaşamında kılavuzluk ederken, toplumun istikrarı ve uyumu için de önemlidir.
İnsan hem değer üreten bir varlıktır hem de değerler evrenseldir ve her zaman değişen toplumsal değer yargılarıdır. Toplumsal değer yargıları, bir toplumun belirli bir dönemde benimsediği, paylaştığı ve önemsediği değerlerin ifadesidir. Bu değer yargıları, toplumun kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik koşullarına bağlı olarak şekillenir ve değişebilir. Toplumun içinde bulunduğu değer yargıları, bireylerin davranışlarını, tutumlarını ve kararlarını etkiler ve toplumsal normlar olarak kabul edilir. Ancak, değerler ise daha derin ve kişisel bir anlam taşır. Değerler, bireylerin içsel inançları, prensipleri ve öncelikleridir. Toplumsal değer yargıları ile değerler arasındaki ilişki, toplumun bireyler üzerinde etkisiyle ve bireylerin topluma katkısıyla belirlenir. Bireyler, toplumsal değer yargılarını benimserken kendi değerleriyle de etkileşim içindedir ve bu etkileşim, toplumsal normların ve değerlerin sürekli bir şekilde yeniden şekillenmesine katkıda bulunur. Dolayısıyla, toplumsal değer yargıları ile bireylerin sahip olduğu değerler arasında karmaşık ve karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki, toplumun kültürel dinamizmi ve bireylerin kişisel kimlikleri arasındaki etkileşimi yansıtır.
Olgular, değerler ve toplumsal değer yargıları arasındaki kompleks ilişki, bir toplumun dinamik yapısını ve kültürel karakterini derinlemesine anlamamıza da yardımcı olur. Bu ilişki, toplumların içinde bulunduğu koşulları ve değerlerini bir arada değerlendirerek, toplumsal değişim ve dönüşümün temelini oluşturur. Bu bütünsel yaklaşım, toplumların yapısını, değerlerini ve normlarını daha kapsamlı bir şekilde anlamamıza ve toplumsal değişimin dinamiklerini daha iyi kavramamıza olanak tanır. Ayrıca; olgular, değerler ve toplumsal değer yargıları, eğitim sisteminin temelini oluşturan unsurlardan biridir. Eğitim sistemi, bir toplumun değerlerini yansıtarak ve kuşatarak gelecek nesilleri şekillendirir. Bu bağlamda, eğitim sistemi hem bilimsel yöntemi vurgulayarak toplumun bilimsel olgularını öğretebilir ve bilimsel düşünme becerilerini geliştirebilir hem de toplumun sahip olduğu olguları ve değerleri aktarırken aynı zamanda toplumsal değer yargılarını da etkiler. Aynı zamanda, eğitim sistemi, toplumun değerlerini yansıtan etik ve ahlaki değerleri de aktararak öğrencilerin karakter gelişimine katkıda bulunur. Dolayısıyla, eğitim sistemi, olgular, değerler ve toplumsal değer yargıları arasındaki ilişkiyi anlamak için önemli bir araçtır ve toplumun evrimini anlamada kritik bir rol oynar.


